VANDAL(9 Ekim 2014)
"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, yabancı sözcükleri kullanmayı çok seviyorlar. Sık sık kullandıkları; konjöktür, motivasyon, kaos, konsept, manipülasyon, provokasyon sözcüklerinden sonra, Vandal ve Vandalizm sözcükleri de ağızlarından düşmez oldu!..."
...devam

KURBAN(5 Ekim 2014)
"Kurban kesme, bir KURAN kuralı, bir Kuran hükmü değildir!"
...devam

KURNAZ BİR YOBAZ AKIL VERİYOR(16 Eylül 2014)
"Kurnaz yobaz Ahmet Hakan, CHP'ye akıl verirken asıl şunu demek istiyor: Sakın karışmayın; din ticareti, yobazlık saltanatı sürüp gitsin!"
...devam

TÜRBE ZİYARETİ(6 Eylül 2014)
Osmanlı padişahlarının İstanbul'daki türbelerini ziyaret edenlerle, ANITKABİR'i ziyaret edenlerin sayısı karşılaştırıldığında ortaya şu çarpıcı gerçek çıkmaktadır: Türk Milleti, Osmanlı padişahlarını sevmemiş, benimsememiş, sahiplenmemiş ve unutup gitmiştir...
...devam

MEVLİT(2 eYLÜL 2014)
Mevlit, Kuran'dan alınmış bir ayet ya da ayetler toplamı değildir. Mevlit'in içeriği, İslam'ın kutsal kitabı Kuran'a aykırıdır!
...devam

 
isim
e-mail

Ekle Çıkar

TÜRK HALKINI BÖLENLER… Adnan Menderes, 1950–1960 sürecinde üst üste üç seçim kazanarak iktidar olmuş Demokrat Parti (DP) hükümetlerinin başbakanıydı. 1958 yılının sonlarına doğru Türkiye’de ekonomik, siyasal ve toplumsal koşullar Başbakan Adnan Menderes’in iktidarına karşı oluşmaya başlamıştı. Başbakan Adnan Menderes bu gidişi kendince önlemek için yandaşlarını “ Vatan Cephesi” saflarında toplanmaya çağırdı. Vatan Cephesi çok kısa zamanda tüm ülkede örgütlenerek yayıldı. Türk halkı ikiye bölünmüştü. Adnan Menderes’in DP’sinden yana olanlar “vatansever” sayılıyor, Vatan Cephesi’nde toplanıyorlardı. Vatan Cephesi’ne katılmayanlar, vatansever sayılmıyor, dışlanıyor ve aşağılanıyordu. Başbakan Adnan Menderes, Türk halkını ikiye bölmüştü. Bölünme o kadar derinlere indi ki; Vatan Cephesi’nden olanlarla karşıtları ayrı ayrı kahvelerde toplanıyor, hatta ayrı camilere gidiyordu. Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel, 1975–1978 sürecinde kurduğu iki karma hükümete, “Milliyetçi Cephe Hükümeti” adını vermişti. Başbakan Süleyman Demirel’in bu hükümetlerinden yana olanlar artık “milliyetçi”, karşı olanlar ise “solcu-komünist” sayılıyordu. Kurduğu hükümetlerde masonlara öncelik tanıyan, kendisi de mason olan Başbakan Süleyman Demirel, Türk halkını ikiye bölmüştü. Halkımız, özellikle de gençlerimiz; solcu- sağcı, komünist-faşist, milliyetçi-komünist yaftalarıyla bölünmüş, aynı odaklardan verilen silahlarla bir birlerine kıydırtılmıştı. Gelelim günümüze. 2002–2012 sürecinde üst üste üç seçim kazanarak iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin günümüzdeki genel başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında, özellikle gençlere hitap ederek “Dindar ve kindar bir genç nesil” istediğini duyuruyordu. Recep Tayyip Erdoğan halkımızı, dindarlar-dindar olmayanlar diye ikiye bölüyordu. Kindar olmak; birilerinden öç almayı amaçlayan gizli düşmanlık duyguları beslemek demektir. Recep Tayyip Erdoğan yandaşları, kendileri gibi düşünmeyenlerden mi öç almak isteyecekler, onlara karşı mı düşmanlık duyguları besleyecekti? Recep Tayyip Erdoğan halkımızın bir bölümünü, özellikle de gençlerimizin bir bölümünü ötekilerden öç almaları için kinci olmaya kışkırtıyordu. Yalnız Recep Tayyip Erdoğan halkımızı bölmeye kalkışmış olsa neyse. Atatürkçü-Ulusalcı bilinen bazı yazarlar da halkımızı bölme yolunda yoğun çaba harcıyorlardı. İşte örnekler. 12 Haziran 2011 Milletvekili Genel Seçimlerinde, 21 milyon seçmenimiz AKP’ye oy vermişti. Gazeteci Bekir Coşkun, 21 milyon insanımızı “Göbeğini kaşıyanlar” diye niteliyor, aşağılıyordu. Gazeteci Yılmaz Özdil, 21 milyon insanımıza “Bidon kafalılar”, “Gıda kolisine oy atanlar” olarak yaftalıyor, hakaretler yağdırıyordu. Gazeteci yazar Mine Kırıkkanat, Türk halkının yarısından fazlasını “Geviş getiren kıllı bacaklılar” diyerek alçakça aşağılıyor, onları hayvandan sayıyordu. Gazeteci Sabahattin Önkibar, “Bizim milletin cebine dokunma, gerisi serbest” diyerek milletimizin tümüne utanmadan saldırıyor, “Biraz kömür, biraz erzak, biraz harçlık ve biraz da din’i harmanladın mı diz çöktürürsün bu necip (!) millete” sözleriyle halkımızın tamamına küstahça hakaretler yağdırıyor, aşağılıyordu. Asıl acı veren tablo şudur: Bu yazarlar ve aynı çizgide yazan diğer yazarlar, Atatürkçü-Ulusalcı olarak bilinmektedir! Kendilerini Atatürkçü- Ulusalcı olarak gören aydınlarımız da bu yazarları alkışlamakta, el üstünde tutmaktadırlar… Recep Tayyip Erdoğan bir yandan, Atatürkçü-Ulusalcı olduğu söylenen bazı yazarlar bir yandan halkımızı ayrıştırmaya, bölmeye ve bir birlerine düşman etmeye çalışırken bizler ne yapacağız? Bıkmadan, yılmadan ve hiç ara vermeden halkımıza kimlerin bölücü olduğunu anlatacağız, yazacağız, söyleyeceğiz… Yılmaz Dikbaş 12 Ağustos 2012 dikbas@kalinka.com.tr

designed by mescomedia